hikaye 1 bolum 2
tarafından adminHer bir yıldız o ekipmanın gecmis oyunlarda ne kadar miktarda seçildigi ile ekipmanın sahibinin oyunu zafer ile bitirme sayılarının bir carpanla toplanması sonucu veriliyordu. Her birinin ifade ettigi secilme ve zafer zafer sayısı kactı yaklasık olarak bile bilmiyorduk. Dizilim yapılırken aynı miktarda yıldızlara sahip ekipmanlar arasında da kasıtlı bir sıralama mı söz konusu onu da bilmiyorduk. Hakeza bu artışların 3 zafere 1, 6 zafere 2 yıldız gibi lineer mi yoksa 3 zafere 1 yıldız 9 zafere 2 yıldız gibi lineer olmayan bir hesapla mı verildiğini de bilmemiz mümkün değildi. 2. Yolla hesaplanıyor olması halinde ekipmanlar arasındaki seviye farkı düşük yıldızlıların epey aleyhine olacak şekilde çok fazla olabilirdi.
4 adet 3 yıldızlı silah var. 9 2 yıldızlı ve 90 kadar 1 yıldızlı. Kalanlar ise yıldızsız bir halde listenin sonuna eklenmis halde. Silüetler çok çeşitli. Genel olarak boyutlardaki orantısızlık veya konstratsızlık sebebiyke anlaşılmaz gözüken bu ekipmanların bazısının ne olduğu tahmin edilebilir gibi duruyor. Genel olarak bolca zırh türevi ekipman olmakla birlikte 1 yıldızlılarda püsküllü bir mızrak, büyük bir gürze benzeyen bir şey ve bir maske olduğuna emin olduğum bir slot. 2 yıldızlılarda davula benzeyen bir slot (başka bir şey olmalı muhtemelen), bir kedi pencesini andıran bir eldiven, büyük ve katmanlı gözüken bir çanta, arbalet seklinde bir cisim. 3 yıldızlılarda ise sırasıyla iki bileklik ve bir kolyeden olustugunu dusundugum bir set, heybetli duran bir eldiven, bir schyte ve ne oldugunu tahmin etmenin imkansız oldugu 3 boyutlu bir cisim gibi durmayan elips şeklinde bir kutu vardı. Totalde 100den fazla ekipman vardı. Bu da demek oluyordu ki bazı ekipmanlar boşta kalacaktı. Hatta bir ihtimal şimdiye kadar hiç seçilmemiş ekipmanlar bile olabilirdi. Derken bir tarafa dogru cekilmeye basladım. Yana cekiliyordum fakat dengemi bozmuyordu. Adeta butun bedenimi bir butun olarak dengelice çekiyordu. Karşı koymaya çalışmak anlamsızdı. Nihayetinde durduğumda onumde ve arkamda tek bir çizgi halinde insanlar vardı. Bir çesit sıraya sokulmuştuk. İleride slotların olduğu ekran vardı ve tahmin edileceği üzere en ust en soldaki slot bosalmisti. Herkeste aynı yıldızda olanlar için dahi sıralamanın zafer sayısına göre yapıldığı kanısı olmalıydı. Slotlar birer birer bosalırken seçim ekranı ise benim perspektifimde büyüyordu. Ben mi yaklasıyordum, ekran mı bana yaklaşıyordu yoksa ekran gerçek manada büyüyor muydu kestiremedim. Ekranın bana “yaklasmasi” farz ettiğim hareketin büyüklüğüne bakarsak seçim sırasının bana gelmesine en az 15 kişi vardı ve 3 yıldızlı slotlar simdiden tamamen boşalmıştı bile. Çoğu zaman hazır bulunan sıraya riyaet eder halde 2 Yıldızlı slotlar da birer birer boşaldı. Nihayet bana geldiginde geriye yalnızca tek yıldızlıların bir kısmı ve yıldızsızlardı. Sıra bana geldiği anda zihnime zercedildi ki seçim yapan kişi zamansal olarak farklı bir boyuta giriyordu. Seçimim saatler sürse bile sırada bekleyenler için 3 5 saniye geçecekti. Ayrıca bildim ki bu sıralama kişilerin önceki hayatında kendilerine biçilen görevi gerçekleştirmeye ne kadar yakın halde öldüğü ve de görevin ne kadar büyük olduğuyla orantılı idi. Görünüşe göre ben ya kendi misyonumu tamamlamaya çok yaklaşamamıştım ya da çok önemli bir misyonum yoktu. Yine de sırada çok gerilerde sayılmazdım. Neyse, bunu düşünmenin sırası değildi. Bir an hızlıca seçip diğerlerini bekletmemeliyim diye hissetim fakat zamanın durdugu bilgisini hatırladım. Ekipmanlara göz gezdirirken “zaten 3 ve 2 yıldızlılar tükendi, muhtemelen geriye kalan ekipmanların hiçbiri seçilenlere kıyasla pek etkileyici değil, çaresiz bir durum” diye düşündüm. Yine de tek yıldızlı ekipmanlara göz gezdirirken 1 kere yıldız almayı başarmış bir ekipmanın muhtemelen sonraki her oyunda seçilmiş olacağı gerçeğini düşündüm. Bu sebeple oralarda bir yerlerde belki de oyuna cok az girebilmis, belki de hiç girememiş ekipmanlar olabileceğini ve belki de oyuna çokca girdiği fakat 2-3 yıldızlılar kadar başarılı olamadığı çıktısının büyük ihtimalle geçerli olduğu tek yıldızlılar yerine yıldızsız bir ekipman seçmenin, doğrusal bir ilerlemeyle zaten nispeten avantajsız bir durumda başlama ihtimali yüksek olan ben icin göze alınabilir bir risk olabileceğini düşündüm. Yıldızlı ekipmanların sayısı yaklaşık 105 kadardı, totalde ise 150 ekipman vardı. Evet, Her yıldızın bir zafer hatta 1 secim gibi kucuk bir sayiyi temsil ettigi bir senaryoda ilk oyunlar sonrasında aşağı yukarı aynı ekipmanların secilegelip durmus olması çok olasıydı. Yine de hic seçilmeme durumundan yeni kurtulmuş ve girdigi son oyunlarda iyi bir kazanma oranına sahip oldugu halde sadece 1 yıldızda kalmıs bir ekipman da söz konusu olabilirdi. Fakat bu ihtimale dair yapabileceğim bisey yoktu. High risk high rewardı göze alıp gözümü yıldızsızlara doğru kaydırdım. Zaten tek yıldızlılarda dikkatimi ekstra çeken bir parça gözüme çarpmamıştı. Önce hızlıca yıldızsız slotların geneli üzerinde gözlerimle sörf yaptım. Bir dakika, bu bir “bu slot sondur” isareti miydi yoksa az önce önümde bekleyenlerden biri.. Evet, gerçekten de bu yaşanmıştı. Benimle benzer bir stratejiyi uygulamış biri daha vardı. Tek yıldızlıların dahi en sonunda olan slot, boştu. Alınmıştı. Bu bir şekilde tercihime güvenimi arttırdı. Aslında manasızdı. Ayrıca bu yapılan.. Nasil denir, çok sıkıcı ve fazla didaktik bir seçimdi. Kim bilir bu belki de varlık sahnesindeki son seçimimiz olacaktı. Bu durumun pek çok özel yanı vardı ve olmalıydı. Seçimlerimize karışan, bizi biz yapan özel meyillerimiz olmasa benligimizin bir önemi var miydi ki? Aslında önem de umrumda değildi, böyle bir yoksunlukta yaşamanın hicbir keyfi yoktu. Bu seçim de aslında kendimizi dışavurduğumuz keyifli ve kıymetli bir işti. Hatta başlı başına tamamen bir keyiften ibaretti. Bir sekildd yasiyordum ve böylesi bir secim neredeyse saf bir şekilde yaşamak ile doluydu. Esgecilse çok yazık olurdu. Sonra orada icimde buldugum ne kadar benim olduguna da ne kadar güvenilir olduğuna da ne kadar güvenebileceğimi bilme şansımın olmadığı meyillerime yaslanarak slotların üzerinde gözlerimle kaymaya devam ettim.
Bir çıkıntı, bir ışıltı arıyordum. Girecegimiz oyun için kullanışlı olmakla beraber hem Digerlerinden daha “özel” hem de daha “benden” hissettiricek bir ekipman bulabilecek miydim. Samuray zırhına benzeyen bir slot, epey güçlü ve korkunc olabilirdi. Yılana benzeyen bir slot, zehirsel gücler ya da bir yılan ordusu gibi bir sey mi veriyordu acaba? Sapana benzeyen bir slot, bir lastik oldugunu tahmin ettiğim bir tane ve makası andıran bir tane daha.. Gözlerim bütün bunların ve slot alanının 5’te birini zar zor doldurmus düz bir kılıç-bıçak siluetinin üzerinden geçti. Ve bir an icin ona geri döndüm. Yıldızsız bu alandaki slotlarda yuksek yildizli muadillerine kıyasla genel bir sadelik göze çarpıyordu fakat bu slot, burada bile sadeligiyle gözüme carpmisti. Bu ifrat durum yüzünden durup onu incelemeye başladım. Fazlasıyla düz ve sade olusu ile iliskilendirdigim merağım bana “onceki hayatımda acaba sade şeyleri tercih eden biri miydim acaba” sorgulamasını yaptırdı. Nedense bana hic de öyle biri değilmişim gibi geliyordu. Yine de gözlerim hala bu slotun üzerindeydi. Ve ona üzün süre baktıkca, ne kadar düz ve sade olduğu yönündeki düşüncelerim yerini zamanla ne kadar da mükemmel ve yerinde şeklinde bir düşünceye bırakıyordu. Evet belki büyük ve şatafatlı ayrıntılara sahip degildi, fakat öyle hissettiriyordu ki küçük de olsa ince düşünülmüş ayrıntılara sahipti. Kabzası ile bıçagın gövdesi arasındaki orandan söylenebilirdi ki bu bir kılıç değil, daha çok hançere yakın bir şeydi. Tutma yerinde muhtemelen tutusu kuvvetlendirmek icin farkli bir yüzeye sahip bir alanı vardı. Bicagin govdesi asagıya dogru genisliyor, yukarı dogru ortadan inceliyor ve sivri bir sekilde bitiyordu. Gövdenin en altında, kabzanın yumruk sıkar gibi sarildigi tam ve düz bir tutus halinde elin üst kısmının (bas parmak ve isaret parmak (ters tutulmasi halinde avucun bir yanı ve serce parmak girebilirdi belki)) girmesi icin bir bölmeye yer verir sekilde bir odacık vardı. Odacigin etrafinda bicak govdesi elin girdigi yonun tersi yonde belirli bir aciyla 2 yandan devam ediyor ve bu yanlar da yine sivri bir halde bitiyordu. Tahminimce iki koseden itibaren yukariya keskince devam eden iki kenar ve keskin olmayan, bicaga 3. Boyut katacak şekilde govdenin bir ucundan diger ucuna süregelen 2 yüzey vardı. Yüzeyın ortasindaki bogum hafifce haç sembölünü andırır bir cizgi ile birlesmisti. Genel olarak ekipmanların ,basit gozuksun gozukmesin, basit objeler olmadıkları barizdi. Muhtemelen herbirinin birtakım ilginc ozelligi bulunuyordu. Bu ekipmanın nasıl bir gücü/ozelligi olabilirdi..
Bu ekipmani yeterince incelediğimi dusunup digerlerine goz atmaya devam ettim ama faydasızdı. Aklımda yer eden tek ekipman oydu. Hislerim de aynı fikirdeydi. Secimi nasıl yaptigimi bile bilmiyorum. Secim ekrani adeta bir uzvum gibiydi. Kararimi verdigim anda secim yapıldı ve her yer aydınlandı. Kendimi yatar pozisyonda buldum. Hava aydınlıktı, kimisi sarıya ve kahverengiye kaçan uzun otların arasındaydım. Dogrulurken birseyi tek elimle sıkıca tutmakta oldugumu fark ettim. Sectigim o silah idi. Hala çok yalın fakat ince işlenmis duruyor, ustune gercekten tutusu oyle hissettiriyordu. Çok dengeliydi ve sonradan islenmemis sanki tek seferde bu haliyle yaratilmis gibiydi. Muhtemelen gercekten oyleydi de. Ve artık benim icin oyunu kazanmak ile kazanmamak herseyden cok bu silahın gücüne ve benim bu gücü nasıl kullandığıma bakacaktı.
Üzerimde hançerimle uyumlu bir giysi vardi. Vucuduma oyle oturuyor ve oyle hafifti ki kollarimı görene kadar uzerimde bir giysi oldugunu hissetmemistim bile. Biraz daha detayli inceledigimde gordum ki her biri siyah olmakla birlikte farkli tonlarda olmak üzere; vucuduma yanal olarak sarilip baglanmis (bu haliyle uzerime kundaklanmis gibiydi) bir ana parca, o ana parcaya tutturulmus boynumun bitisinden baslayip omuzlarimdan gecip gogus civarlarimda sonlanan asimetrik bir ek; asla bol olmamakla beraber çok sıkı da olmayan yekpare bir alt; deri ile kumas arasi bir materyalden yapılma bir çizme; kollarımda dışarıdan bakınca üstteki parça ile birleşik gibi duran ama aslında ayrı birer parca olarak koluma sarıldığını hissettiğim eli bilegime kadar uzanan kolluklar ve son olarak elimin baslangicina kollukların üzerine tutturulmuş yanlardan oval ana yuzeyiyse düz olmakla birlikte hem sıkı hem de neredeyse dogal bir parcammiscasina rahat hissettiren 2’ser bileklik.
Giysiyi sanirim begenmistim. Begenmekten öte giysideki özenmislik hissi ve hancerle aralarinda sahip olduklarini dusundugum uyum tatmin ediciydi.
Derken karnimin acıktığını hissettim. Bu beni harekete geçmeye itti. Böyle hisler olmasa hareket, hareket olmasa gercekten de yaptigimiz herhangi bisey olur muydu diye dusundum. Sahi bu his Dünya’da da pek çok hareketin cikis noktasinda degil miydi. Bir sekilde dünyadayken bu gercegi unutmustum ama şu an algılarım bir sekilde daha berraktı. Daha derinlere de inmek isterdim ama artık açlığım hakkında cidden bir sey yapmam gerekiyordu. Tuhaf bir sekilde etrafimi saran nispeten sık ve uzun otlar panik ya da bogulur gibi olmama sebep olmuyordu. Yine de yiyecek biseyler bulabilmek için bu otları aşmalıydım. Hancer olmadan da burada yurumek zor degildi fakat icimdeki hanceri kullanmaya ve kesfetmeye yonelik istek yuzunden olsa gerek onumdeki otlari keserek ilerledim. Anladigim kadariyla hancer gercekten de cok keskindi zira bu keserek ilerleme isi dusundugumden daha kolaydi.
Derken cok yakinimda bir seyin benden kacarcasina hareket ettigini hissettim. Bu bir yılan ya da bir cesit surungen olmaliydi. Her sekilde icgudulerim onun ne oldugunu gormemi ve yenebilecek bir şeyse onu avlamami ogutluyordu. Sanirim boylesine ilkel bir guduyu daha once hic bu ciplaklikta hissetmemistim. Odaklanip pesinden kostum. Hizliydi ama otlarin icinde kaybolmadigi surece yetisebilecegim bir hizda ilerliyordu. Mesafeyi tekrar kapatinca gordum ki bu bir tavsandi.
Bir sekilde mesafeyi kapatmis olsam da kolumu sallayarak hanceri saplayamayacagim kadar alcaktaydi. Ani donusler yapiyordu ve simdiden fazlaca yorulmustum. Her yaklastigimda ani bir donusle mesafeyi tekrar aciyordu. Tam olarak goremedigim ve tam olarak nasil avlayabilecegimi kestiremedigim kucuk bir canliyi kovalamak insani kucuk karamsarliklara sokup sokup çıkarıyordu. Hissettim ki o da yorulmaya baslamisti. Tekrardan yaklasmayi basardigim ilk anda bu sefer bir yere donmesine firsat vermeden dikeylemesine uzerine atlayacaktim. Uzerine dusmekte olan buyuk bedenim onu panikletecek ve hareketini degistirmek uzere bir anlık duraksamasina sebep olacakti. Bu surecte yere once dizlerim sonrasinda govdem yaklasacagi icin ileri yonlerden birine yonelecegini garanti almis olacaktim. Artık geriye kalan tek şey tamamen yere kapaklanmadan hemen once kolumu yeterince hizli bir sekilde tavsanin ustune getirmekti. Kolum tavsanin hareketinden cok daha hizli olmaliydi. Atladim ve inis suremin ilk yarisinda hersey hersey plana uygundu. Yuzumde hafif tatminkar bir gulus bile belirdi. Fakat tavsan bir anda geriye dondu. Bu oldugunda Hanceri saplamama belki yarim saniye kalmisti. Hancer sag elimdeydi ve o sol bacagima yonelmisti. Kolumu biraz kirip panik halde olanca hizimla hanceri yere indirdim. Fakat darbem bosluga indi. Tavsan hala hancerimin indigi yerin bir karis kadar uzagindaydi. Neyse ki hancerim yere biraz bile saplanmamisti. Momentumumu kaybetmeden hizli bir kol hareketiyle zihinim asagi yukari tavsanin bir an sonra olacagini hesapladigi yere ikinci bir darbe indirdim. Bu sefer hancerimi tavsana temas etmeyi basardim. Fakat yalnizca ayagini ucundan yaraladım ve tavsan devam etti. Bu sefer basardigima inanmistim ve bu kadar kovalama ve iyi giden atilimlar sonrasi aslinda yine tutturamamis olmanin verdigi ani hayal kirikligi ve sitem karisimi bir duyguyla kollarim bedenimin altinda tamamen dugum olmadan once govdemi yan cevirmeyi basardigim baldirlarimin uzerinde son bir gucle hizlica dogrulttum ve hanceri benden uzaklasmakta olan tavsana firlattim. Totalde 2 bicak darbem ve firlatisim 1-2 saniye gibi cok kisa bir zamanda olmustu. Firlattim fakat aslinda birazcik daha yakininda olup hanceri ustune gecirmek istiyordum. Ve bir anda hanceri tavsana sapladım. Tavsan bıcak icine girdigi anda o kadar ani katı kesilmisti ki onu olduren bicak miydi yoksa korkudan mi olmustu bilemedim. Fakat nasıl.. Hanceri ona nasıl sapladım? Adeta tavsan ulasabilecegim bir mesafeye geri gelmisti. Ama hancer? Hayır, ben ona gitmistim! Onlara gitmistim…
Tavsani avladigim o olaydan sonraki saatlerde artık tamamen emin oldum ki benim gücüm-ekipmanimin gucu istedigim anda hancerime ulasabilmekti. Fakat bu her durumda benim hanceri tuttugum bir sekilde hancerin yaninda bitmem suretiyle yasaniyordu; hancer bana geliyor, zaman geriye aliniyor veya disardaki gerceklik degisiyor degildi. Cok hizli bir sekilde hancere mi gidiyordum yoksa bulundugum pozisyondan hancerin yanina mi isinlaniyor muydum test etmek icin farkli sekillerde birkac test yapmistim ve ışınlanıyorum gibi duruyordu. Bu testler adeta kendisine kullanmasi icin el ayak gibi azalar verilmis bir bebegin bunlari nasil kullanabilecegini kesfedisi gibiydi.
Tavsanı bu sekilde avladiktan hemen sonra gucume dair meragim acligimi bile bastirmisti. İsinlanma tahminimi sınamak adına biraz da cekinerek hancer ile arama yol ustunde rastladigim buyuk bir kaya aldım. İlginc bir sekilde etrafta boyle mustakil kayalar gormek nadir bir durum degildi. Hanceri gormuyorken de yanına ışınlanıp isinlanamadigimi/gidip gidemedigimi zaten test etmistim. Gormeme gerek yoktu, yanında olmak istedigimde kendimi yanında buluyordum. Bu noktada insanin kendi bedeninden bir uzvu hareket etmesinden pek de farkli degil gibiydi. Neticede kim bu tarz hareketlerde de istekten sonraki surece tam olarak hakim oldugunu iddia edebilirdi ki?
Bu seferki test biraz tehlikeliydi fakat ışınlanmak yerine çok hızlıca yol alıyor olmam halinde kayaya carpmamla birlikte olumumun de cok hizli ve acisiz olacagini dusunup kendimi avuttum. Her sekilde bu sorunun cevabini almam gerekiyordu. Kendi gucumun ne oldugunu dahi bilmedigim bir halde boylesi bir oyunda da hayatta kalmam mumkunatsizdi. Soguk bir suya yavasca girmeye calisan bir insan gibi yasadigim birkac tereddüt sonrası nefesimi tuttum ve kendimi hizlica hancerimin yaninda hayal etmeye ittim. Ve hancer titreyen ellerimdeydi. Artık kesindi, gücüm hançerime ışınlanmaktı.
İlk basta çok guçlü bir özellige sahip oldugumu dusunup keyiflendim. Bir süre sonra ise “eğer bu güç oradaki diğer 200 gücten bir numune ise diğer güçler kim bilir nelerdir” diye ürperdim. Her şekilde bana verilenler ya da verilmeyenler uzerine kıyaslar yapıp zaman ve enerji kaybetmeye vaktim yoktu. Uzun sürmeyeceği ve hedefi belli bir oyunun icindeydim. Tek yapabileceğim ve yapmam da gereken kendi gücüme odaklanıp mevcut potansiyelimi maksimize etmenin yollarini aramaktı. Düşününce aslında onceki hayatım icin de tamamen ayni durum gecerli degil miydi? Sanırım ben dahil pek çok kişi kendisine verilenlerden çok verilmeyenlere odaklanmisti. Pek cok kisi ise nihai hedeflerindense kucuk- yan, cogu zaman kıymetsiz hedeflerle odaklarını dagıtıp durmuslardı.
Boyle bir zihin durumundayken asıl gorevlerini basarmaları kolayca mumkun olmazdi. Belki benim icin de oyle olmustu. Nitekim Dunyada ne yapmis olursam olayim bugun buradaydim ve hatalarimi tekrarlamaya niyetim yoktu. Bugun icin antrenmanlardan yorgun dusmustum. Hava tamamen kararmadan kurumus calilarla bir alev yakıp tavsan etimi yedim. Hava kararmisti. Uzun calilar hala gorus mesafemdeydi ve icinde uyumanin nispeten guvenli ve rahat olacağını dusunerek icine girdim. Uzun calilarin varligimi buyuk olcude gizliyor olmasi gercegine ragmen rahatca uyuyabilecek kadar guvende hissetmiyordum. Etrafi duvarlarla cevrili olmayan bir yerde uyumak hele hele icinde oldugumuz oyunu dusununce fazlasiyla ciplak hissettiriyordu. Kendimi guvenceye almak icin yapabilecegim bir sey oldugunu dusundum. Hancerimi yine calilar icerisinde fakat kendimden uzak bir yere koymak. Bu sayede birinin uyurken bana saldırması halinde o anda hancerime isinlanarak mesafeyi acip dezavantajli pozisyondan kurtulacaktim. Tek mesela boyle bir saldiri hedefine yani bana ulasmadan uyanmamdı. Tam bu noktada hışırtılı çalılar devreye girip benim icin adeta bir tehlike sinyali gorevi gorecekti. Sahiden bu çalılık alan uyumak için fazlasiyla ideal bir yerdi. Hava da kuru ve serindi. Yavasca uykuya daldım.
Uyandım. Bu bir kuvetten bosalan suyun son kisminin da yutulmasi ile çıkan iç çekmeye benzeyen boguk sesin yarattigi hisle dolu ani bir uyanmaydı. Hicbir esneme veya kendine gelme evresi yoktu. Bir anda ruhum tüm enerjim ile beraber bedenime dönmüştü. Hava ne karanlık ne aydınlıktı, güneşi ucundan görebilsem de sanki o kadar uzaktaydi ki etkisizdi. Havada derin denebilecek bir durgunluk vardı. Hatta kasti bir durgunluk gibiydi. İradeli bir durgunluk. Haddinden fazla bir durgunluk. Uyanisimdaki aniligi de dusununce.. Birden adrenalin burnumu yakar oldu.
Ne oluyordu?
Kim?
Ne?
Bir sekilde icimde olan bir refleksle yasadigim bu ikinci uyanisi caktirmamam gerektigini hissederek icime dolan bu dehsetin hicbir disavurumu olmamasini saglamaya calisarak hareketlerime aynı fazda devam ettim. Ondan habersiz oldugumu dusunmesinin bana cesitli getirileri olabilecegine ek olarak varligini fark ettigimi fark etmesi halinde zaten hamle onceligine sahip olan O’nun farklı avantajlari da elde edebilecegini biliyordum.
0 Yorumlar